‘Biz terörist, onlar şehit’
Cahit SELAMi’ninYuksekovahaber ‘de yayınlanan yazısında Kürtler’e ve Kürt sorunu üzerine cesur ifadeler kullandı. Sorunun temeline inen Selami, Kürt meselesinin çıkış noktasına dair çarpıcı tespitlerde bulunmuş..
İşte o yazı…
Hak arama mücadelesi insan nesli kadar eskidir. İslamiyet Müslüman veya gayrı Müslim bütün halklara özgürlük şiarıyla yayıldı. Fetih ruhu halkları ezme mantığıyla değil, ezilen halkları özgürleştirmek amacıyla aşılandı. Bu yüzdendir ki Hz. Ömer dönemi adalet timsali sayılır. Ve Hz. Ali der ki “Zulmü kabul eden de zalimdir.”
Ortadoğu’da hakları gasp edilen kadim halklardan biri olan Kürtler ne yazık ki dindaşları tarafından jenoside tabii tutuldu. Kürtlerin geneli şafii mezhebine mensup olması dolayısıyla İslam birliğini bozmamak ve şerii kanunlara tabii olmak dolayısıyla Kürtler ulusal kimliklerini arka plana attı. Bütün Müslüman halklar Osmanlı devletine karşı emperyalist güçlerle bir olup mücadele ederken Kürtler ümmet bilincinde olarak son İslam kalesine ihanet etmediler. Ta ki son İslam kalesi Kürtlere ihanet edene kadar.
Kurtuluş savaşı Kürtlerin Müslümanlıkla imtihanı derecesindeydi. Bu yüzden Kürtler savaşa bütün güçleriyle Türk dindaşlarının yanında yer aldılar. Savaş kazanıldı, ülke yeniden kuruldu. Kurulan yeni ülkede Kürtlerin esamesi bile okunmadı. Kürt dili inkâr edildi, dindaşlık Hanefiliğe indirgendi, Türk olmak mutlu olmanın şartı sayıldı, çok kaba bir Türk faşizmi Kürtlere reva görüldü.
Aradan yıllar geçti. Kürtler bilinçlenip hak arama mücadelesi başlattı. Kürtçe şarkı söyledi, tutuklandı; konuştu, konuştuğu kelime başına ceza ödedi. Olmadı, zindanlara atıldı. Zindanlardan özgürlük sevdası şehirlere, kasabalara, derken dağlara yansıdı. Ve dünyada hiçbir halk yoktur ki özgürlük mücadelesi için meşru hakkını kullanmasın. Kürtler de işte o hakkı kullandı. Kürtlere hiçbir hak arama yolu bırakmayan faşist yönetim dağa çıkan kürtleri terörist ilan etti. Ölen kürt terörist, öldürülen sistem kurbanı Anadolu insanı şehit. Acaba hakkını arayıp da ölen mi, yoksa meşru hakları vermemek için direnen insan mı şehit?
Bizim bildiğimiz ve itikad ettiğimiz inancımız Kürtlerin haklı mücadelesinde daha inançlı ve onurlu durmamızı mecbur kılıyor. Yolu ve yöntemi tartışılır olsa bile Kürt mücadelesi meşru bir mücadeledir. Nasıl ki bugünkü AKP zihniyeti Şeyh Said isyanına meşru bakıyorsa (ihaleci takımı dışta tutuyorum), Dersim olayına katliam diyorsa, günümüz Kürt mücadelesi de o kadar masum ve haklıdır.
Aklı başında her insan isterdi ki şiddet yaşanmadan, bütün sorunlar diyalogla çözülsün. Fakat ne acıdır ki cumhuriyet tarihi boyunca Kürt diye bir tehdidin var olduğu ve bunun dış mihrak bozgunculuğu olduğu Anadolu insanına aşılandı. Batı illerinde Kürtçe şarkıya tahammülsüzlüğün kökeninde bu cumhuriyet formasyonu yatar. Bu kirli savaşta ölen gencecik çocukların anne-babaları bu yüzden hala dış mihraklı düşmanla savaştığını düşünerek “vatan sağolsun” der.
Bizim sorunumuz kimin şehit, kimin hain olduğu değil aslında. Mesele haklı ve haksız meselesi. Hakkını isteyen insan eninde sonunda hakkını alacak. Bu, doğanın da kanunudur. Zulümde diretenler de eninde sonunda yenilecek. Tarih bize bunu gösterdi. O halde Kürtlerin haklarını alması Türklere ne kaybettirecek ki?
Velhasıl, Kürt dilinde eğitim, Kürt bölgelerinde vali dâhil bütün yöneticilerin halk tarafından seçimi, Kürt bölgesinde renklerinin ve sembollerinin serbestîsi dâhil bütün insani hakların iadesi talebimizdir. Bu talepler için Kürtlere şimdiye kadar ölmek dışında başka seçenek bırakmayan faşist sistem şimdi kendini, İslam kimliğiyle kuzu postuna bürünen kurt misali AKP eliyle kardeşlik demagojisiyle yeniden yaratmaya çalışıyor. Meşru hakları için ölen Kürtler terörist, statükoyu korumaya mecbur edilen asker şehittir. Ve bu çelişki olduğu sürece kardeş olmak gibi çok değerli duygusal bağ giderek anlamsızlaşmaktadır.















